PAYLAŞ
Macaristan'da Nasıl Dolandırıldım

Ben, normalde sokakta gördüğü her kadınla sohbet eden birisi değilim. Bir kız arkadaşım var ve üç yıl sonra ilk kez birlikte tatil yapalım dedik. Birlikte yaptığımız üçüncü tatilimizdi.

Kız arkadaşım Sarah ve ben öğlene doğru Budapaeş’te ye vardık. Toplu taşıma araçlarıyla otelimize geldik ve şehri keşfetmek için hemen odamızdan ayrıldık.

Notre Dame-esque kalesi ve spa kompleksi bulunan şehir parkı, otele sadece beş dakikalık yürüme mesafesindeydi. Oraları gördükten sonra, hızlı bir şekilde geleneksel Macar yemekleri sunan küçük bir restoran bulduk. Yemekten sonra Sarah ile otele döndüğümde yorgun düşmüş ve hemen uyumuştuk. Sabah olunca Sarah hala uyumaya devam ediyordu.

Sarah uyurken, kendi başıma şehir merkezine gitmeye karar verdim. Terör müzesine baktım, riverfront’a gitmeden önce opera binası ve görkemli St Stephens Bazilikası fotoğrafladım.

Harika manzarayı izlerken çok yorulduğumu fark ettim. Bacaklarım ağrımaya başladı. Bir dilim pasta ya da belki bir kahve almak için geri dönmeye karar verdim.

Yoluma devam ettiğim esnada, iki kadın bana yaklaştı ve bölgeyi bilip bilmediğimi sordular. Onlara yardımım dokunabilir mi diye sordular. Otel görevlileri tarafından onlara önerilmiş bir bar arıyorlardı, sadece ‘Club Zeitt’i bulabilirlerse % 10 indirim kuponları vardı.

Ben sadece Budapeşte’ye yeni geldiğimi göstermek için haritamı uzattım. Aradıkları işyerinin köşede olduğu ortaya çıktı. Bana Hollanda’dan geldiğini söylediler. Amsterdam’a mı? Evet. Herkes Amsterdam’a gider dedi, bunlardan birisi.

Onların Eindhoven’dan geldiğini ve arkadaşlarının yarı profesyonel bir hentbol maçı yapmasını izlemek için Budapeşte’ye geldiklerini söylediler.

Bana kendileriyle bir bira içmek isteyip istemediğimi sordular. Bende yorgun olduğum için ve başka turistlerle kaynaşmanın seyahat tarızna uygun olması nedeniyle olur dedim.

Bara giderken, Kraliçe Günü hakkında konuştuk; kasabalarını portakal rengine boyayan Amsterdamlıların, ,iş alkol içmeye gelince ne kadar soyguncu olduklarını konuştuk.

Club Zeitt’e vardık ama oldukça boş görünüyordu.Menüye bakmak için dışarıda bekledim. İçeri girdiler. Fiyatlar, beklediğimden biraz daha pahalı olmasa da adil görünüyordu.

Bir masaya oturduk ve derin bir sohbete koyulduk. Göz teması miktarından dolayı kendimi biraz rahatsız hissettim, ancak pozitif vücut dili okumak olumlu ilişkilere yol açtığı için, elinden gelenin en iyisini yaptım.

Garson bizim siparişi aldığı esnada, konuşkan kadın Macaristan’a özgü tipik bir içecek istedi.

Garson derhal Palinka olarak bilinen üç küçük şeftali brendi bardağı ve üç köpüklü meyve şarabı ile bir tepsi getirdi. Yeni arkadaşlarım Palinka’ya hemen daldılar ve onlar maceracı görünmeye çalışırken bende onları takip ettim.

Konuşkan kadınlardan birisi bana hentbol takımının spor organizatörü olduğunu ve işinde çok kazanmasa da sevdiğini söyledi. Ona serbest yazar olduğumu, seyahat hakkında yazmak istediğimi ancak şu anda bir finansal hizmetler şirketi için çalıştığımı söyledim.

“Serbestlik” ve “finans” kelimelerinin, çeviri sırasında kaybolduğunu ve görünüşte derin bir ifadeyi tekrar etmeyi sürdürdüğünü varsaydım:

“Çok fazla para istemediğiniz bir şey yapıyorsunuz. Sevmediğim bir şey yapıyorum, çünkü amaç çok para değil. Hangimiz çok kazanıyor? “

“Peki, neden yalnız seyahat ediyorsun?”

“Değilim. Ben kız arkadaşımla beraberim, o da otelimizde yatıyor”

Konuşkan kız çirkin bir kahkaha attı. Gözlerine inanılmaz bir bakışla ellerini alnına koydu ve koltuğuna ileri geri salladı.

“Ben erkek arkadaşımın kentte yalnız kalmasına asla izin vermezdim,” dedi konuşkan biri. “Önce onu öldürürdüm.”

Çok kafam karıştı. Onunla sohbet etmeye çalıştığımı düşünüyor muydu? Onlarla birlikte bara gitmekte yanlış mı yaptım acaba? Sarah öğrenirse beni öldürür müydü acaba?

Kız arkadaşımın yorgun olduğunu ve bu şehirlerin kendiliğinden tehlikeli yerler olmadığını açıkladım. Şehirde yalnız başına olursam bana ne olabilirdi?

Birlikte olduğumuz ve ilişkimiz hakkında ne kadar zaman geçtiğimizi sordu. Kaba olmamaya çalışmakla eleştirilerine güldüm ama gizlice kalkmayı ve dışarı çıkmayı düşünüyordum.

Rahatsızlığımın farkına varıp konuyu değiştirdi ve bana bir içki daha almayı teklif etti. Zayıf protestolarım göz ardı edildi ve üç bardak daha Palinka geldi.

Üçüncü ve son içki sırasında havanın belirsiz olması nedeniyle ve sohbet süratle sona erdi.

Karşılıklı olarak, eve gitme zamanının geldiğini söyledik ve hesap istedik.

Garson bana hesabı getirdi. Onu açtım ve yabancı kelimeleri anlamaya çalıştım. Bir şey yanlış gibi görünüyordu. Rakamlar gerçekten fazlaydı ve en altta 58.000 forint yazıyordu.

Biraz sarhoş olduğum için rakamları tekrar tekrar okumaya çalıştım. Hayır, kesinlikle bir yanlışlık vardı. Toplam 200 poundluk bir hesap geldi.

Başımı kaldırıp baktım ve garson hâlâ orada duruyordu. Hollandalı kadınlara destek için baktım, fakat her ikisi de kafası karışık öğrencilerin, meraklı bir öğretmene göz temasından kaçınması gibi tavana bakarak koltuklarında oturuyorlardı.

Panik yapmaya başladığımda yanakların kızardığını hissediyordum. Birkaç yıl önce Riga’yı ziyaret etmeden önce böyle bir aldatmaca okuduğumu hatırladım. Okudğum yazıda İngiliz erkeklerini kurban seçen yerel kızlar, onları garip barlara götürüp içiriyorlardır. Erkeklere gecenin sonunda fahiş hesaplar çıkarılıyordu. Eğer para ödemezlerse, agresif Rus Mafyası onları dövüyordu.

Ben kesinlikle böyle bir şey aramıyordum. Bu kadınlar benden yaş olarak daha büyüktü ve kot pantolon ve ceket giyiyorlardı. Dolandırıcı kızların, Barbie bebeklerine benzemesi ve çirkin derecede seksi olması gerekiyordu. Bu kadınlar yerel biel değildi. Onlar benim gibi turistti.

Her üç kadının da beni beklediğinin farkındaydım ve gittikçe düşmanca olan tabloyu oynarken önemli bir süre geçti, gözlerim bara bakıyordu. Macar gangsterleri nereden gelebilirdi? Budapeşte’de ne tür suç örgütleri var? Bana neler olacağına dair bir fikrim yoktu.

Nerede olduğumu bilmediğimi, ya da dışarıda beni bekleyecek kişi olduğunun farkına vararak, dışarıya doğru koşmanın uygun bir seçenek olmadığını düşündüm.

“Bu çok pahalı, bunu göze alamam” dedim.

Konuşkan kadınlardan biri atladı: “Ah, 50/50 yaparız.”

Gözlerimden ve ağzımdan panik akıyordu, yeterince bilmediğimi tekrarladım.

Garson, sahip olduğum şeyi sordu ve dikkatli bir şekilde benim cüzdanıma baktı. Masadaki yaklaşık 17.000 forint (£ 50) ile bankcardımı gizlemek için cüzdanımı cebime koydum.

Daha fazla ödeme yapmamı istediler. Beni almaya gelen hiçbir gangsterin olmadığından emin olmak için etrafa tekrar baktım. Hayatım için korktuğumu söylemeliyim.

Garson “Hiç Eurounuz yok mu?” Diye sordu.

“Yok hayır. Hayır Euro. Pound yok Tek sahip olduğum şey bu. Gerçekten üzgünüm.”

Bu yinelenen konuşma kendiliğinden tekrar eden bir kabus gibi dönen birkaç dakika sürdü.

Son olarak, konuşkan kadın geri kalanını ‘ödemeyi kabul etti. Kredi kartıyla garsonun arkasından yürüdü, artık yeterince ne olup bittiğini göremiyordum. Geri döndüğünde bana geri kalan 41.000 forint’ten (150 £) istediğini belirtti. Bende üzerimde yok ve ödeyemeyeceğimi söyledim. Fakat aldatıldığımın farkındaydım.

Biz bunları konuşurken yavaştan dışarı doğru çıkmıştık bile. Kadınlar hesap konusunda garsonla konuşuyor gibi yapıyorlardı. Hafif sarhoş olmama rağmen onların Macar garsonla kendi dilinde konuştuğunu fark ettim. İlk benimle konuştuklarında Hollandalı olduklarını söylemelerine rağmen garsonla Macarca konuştuklarını görünce aldatıldığımın kesinlikle farkına vardım.

Tam o sırada ceblerimi kurcalayıp para arıyor numarası yapıyordum. Onlar birbiriyle konuşmaya devam ettikleri sırada aniden hızlıca koşup oradan ayrılmaya çalıştım. Arkamdan bağırsalarda onlara kulak asmadım ve koşmaya devam ettim. Garson arkamdan koşmaya devam etti. Ancak yakalayamadı ve bende izimi kaybettirmeyi başardım.

Uzun bir süre panik içinde kalsam da kendimi kurtardım ve bir daha asla yerel kızlarla konuşmamaya karar verdim.

Kaynak: onajunket

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen, Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz